23 Eylül 2015 Çarşamba

Araya Girdim

Henüz karavanın Almanya'dan Türkiye'ye geliş hikayesini tamamlamadan araya yeni macerayı sıcağı sıcağına yazayım dedim. 
Yine, yeniden 4 gün süren bir temizlik, yenilenme, yeni çıkan ve parça bulunamadığı için tamir edilemeyen bir bozukluğu giderme çabası, yerleşme, alışveriş derken, bayram arifesi sabah 08:30'da yola koyulduk.

Ben kıpır kıpırım. Ekin geldiğinden beri ilk defa bu kadar yalnız seyahat edeceğiz; heyecanlıyım. Büyükşehirin bana yüklediklerinden kurtulma hevesindeyim. Çocuklarla bol bol oyun peşindeyim. Bilinmez bir zamandır içimde hissettiğim tahammülsüzlük, sinir ve çıldırma halimden arınma fırsatı olarak gördüğüm için coşkuluyum. Her şeyiyle hazırım. 
Oyunlar alındı; bisikletler yüklendi; filmler seçildi, boyalar, fırçalar kondu; kuklalar alındı; kakaolar, sütler yerleştirildi. Bir zamandır olmayı unuttuğum gibi fütürsüz, eğlenceli, yetişme derdi olmayan, rahat bir insan (anne) olarak yollara koyulacağım umudundayım.


Yunanistan'da takılmayı planlıyoruz. Aslında daha erken çıkabilseydik Selanik'de Atatürk'ün evini de ziyaret etmek istiyorduk ama motorun su devirdaim pompası bozuk olduğu için  oralara kadar yol almadan Thassos ve Kavala civarlarında gezmeye karar verdik.



Yolculuğa bizim stil başladık. Sınıra kadar rahat rahat geldik. Yunanistan'a geçiş biraz uzun sürdü ama bize fark etmez. Çayımızı demledik; ayaklarımızı uzattık; keyifle bekledik. Hava kapalı. Güneş beklentimiz yok. Hatta yağmur geliyor. Yolda da yağdı. Pek umursamıyoruz neyse ne karavanla çıktık ya. Alexsandroupolis'de durmaya karar verdik. Bugün yeterince yol yaptık biraz da keyif yapalım. Emre bisiklete binmeye hevesli. 
Kamping'e giriyoruz. Sahile yakın. Oh tam benlik. Kumsalı görüyorum. Hemen bisikletleri indiriyoruz; yer sergisini seriyoruz, ekin için. Aaaa yağmur yağmaya başlıyor. Yaşasıııın!!! Biraz yağmur dansı. Eee yağmur durmuyor, daha da hızlanıyor; gök gürlüyor. Hadi neyse, Ekinle ben içeri gireyim bari derken, karavana şöyle bir göz atıyorum; su giren yer var mı acaba diye. Yukarıdaki yatağın üstündeki havalandırmadan su damlıyor. Yatak ıslanmış. Sonra bir bakıyoruz yine yukarıdaki yatağın ön penceresinden su sızmış. Artık yatak daha da ıslak. Ufak tamir denemeleri ama yağmur çılgın. Suyun girdiği yer belli, ortalık biraz kurusun hallederiz diyoruz aramızda. Turan dayanamıyor; yağmur altında havalandırmadaki akıntıyı bir vida ve Emre'nin cikletiyle hallediyor. Eh, aşağıda hala hepimizin yatabileceği yer var derken bir bakıyoruz arkadaki koltuğun tavanı da akıtıyor ve bu diğerleri kadar iyi görünmüyor. Tavan şişmiş. Sıvazladıkça sular akıyor. İşte bu hiç olmadı. Turan sevinçten üzüntüye geçiş yaptı. Yarın silikon bulmamız, kaynakları idareten tamir etmemiz şart. Önümüzdeki her gün neredeyse yağmur var. Ama gün devam ediyor. Emre resim yaparken, Ekin yerde oynuyor. Haylaz, sürekli gözü kapıda. Ben ilk  akşam yemeği hazırlığındayım. Menude domates çorbası, makarna, yoğurt var. Pek istediğim sofra olmadı ama olsun. Turan'ı zorla oturttuyorum.    


Batan geminin kaptanını karalar bağladı ama yağmur durmadan, çatlak patlak ne varsa silikonlamadan yapacak bir şey yok diye anlaştık. Film keyfi yapacağız, Ekin uyuduktan sonra. Üstteki yatağa battaniye örttük. Yorganları astık. Yağmur durdu. Ekin Emreyle uzun bir yatak çıldırmasından sonra zar zor uyudu. Veee kakaolu süt ve çay ve film keyfi. İyi geceler. Gece gece kaçak ziyaretçi sensörlü ışığa yakalandı. Umarım sabah da burada olur. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder