28 Ağustos 2017 Pazartesi

Ben, Biz, Hepimiz


İki çocukla birlikte yeni bir hayat kararı vermek, bütün alışkanlıklarını geride bırakmak içsel olarak zor olsa da şanslıyız ki  teknik anlamda pek çok şey akışında gitti. Tabii içimde bitmek bilmez bir tedirginlik vardı ki hala var, çocuklar nasıl uyum sağlayacak diye.Yaşayacağımız yer, dil, okul, yeni edindiğim gönlümü verdiğim mesleğim derken açılan bu kapıdan geçmeden kapatmak evrenin bana verdiği mesajı göremezlikten gelmek olur diye düşündüm. Turanla birbirimize inandık  ve göç etme yolunda üstümüze düşenleri yerine getirmeye başladık. Hazırlanma süreci içersinde en az kendimi dinledim. Benden başka herkesin kendini iyi hissetmesi daha önemliydi. Ne hissediyordum, ben uyum sağlayabilecek miydim, aşkla yaptığım mesleğim için neler yapabilecektim, öğrendiklerimi nasıl paylaşacaktım. Geride bıraktıklarım değil, çocuklarım değil de yalnız "Ben" ne olacaktım, güvenli alanlarım olmadan nasıl yaşayacaktım bu yeni hayatta. Evet, zaman geleni kucaklama zamanıydı. Soruların yanıtı yoktu yaşamadan ama dilerdim ki bir durmayı ve kendime "Bu şehir artık senin yaşadığın şehir değil. Ablan ve yiğenlerin 15 dakikalık uzaklıkta değil.  Nefret ettiklerimle birlikte hayran olduklarım da gidiyor. Annem, arkadaşlarım, akrabalarım ve tabii daha çok saygı ve sevgi görmeyi hak eden, gönlümü verdiğim kadınlarım." demeyi aklımın ucundan geçirdiysem de oradan hemen uzaklaştım.


Ozan'ım neredesin
 Her yakarışımın bir tesellisi vardı elbet. "Alışırısın, çok güzel olacak, çocuklarını düşün, yapamazsan dönersin, ...."  Biliyorum bunların hepsini biliyorum. değişimlerin ne demek olduğunu biliyorum. Rutinim bozulduğu için bedenimin, zihnimin, ruhumun alt üst olduğunu biliyorum. Mutlu olmak benim seçimim olacak biliyorum. Ama unuttuğum "Ben" bir kez bile ağlamadım; belki ablamdan ayrılırken yalnızca. Kaşlarımı yukarı kaldırdım, sesim titredi hafif konuştum ama o göz yaşlarımı bir türlü dökmedim. Çünkü teselli edilmek istemedim. Kucaklanmak, dokunulmak, belki yalnızca durmaktı istediğim ama onu da aramadım. Yalnız kalacak olan bendim bir türlü bunu unutamadım.

Haftalarca gittik gidecez derken biletleri alınmış bulundu. O zaman daha da dank etti. Evi hemen boşaltmıyorduk ama neler gidiyor, neler kalıyor, kalanları kim alıyor derken her sey paylaşılmış oldu. Vedaları sevmem ama kutlamalara bayılırım. Uçağımızdan önceki gün çanta toplamayı dönüştürdük bir partiye. Kuzen, arkadas, çocukların arkadasları derken toplandık bizim evde. Salondaki masaya hazırlandı eskici pazarı. Niyetim götüremediklerim sevdiklerimin evlerinde alsın yerlerini. El birliğiyle valizler toplandı erkenden, keyifler yapıldı. Herkese sıkı sıkı sarılındı. Toplam 6 valiz, cocuklarda birer çanta, bizlerde ikişer canta çıktık sabah yola. Ben istemedim yolcu edilelim. Biliyordum ki o tuttuğum göz yaşları ablamla annemle olacak birer şelale. Turan'ın ailesinden gelenler oldu. Yolculuğumuzun başlangıcı sayelerinde kolay oldu. Yine boğazımda bir düğümlenme, gözlerim dolu dolu, sesim titrek ama bırakmadım kendimi.


Sena şarkı söylemeden olmaz tabii :)

Almanya'nın Tübingen şehrine taşındık. Uzun zamandır düşünülen, hayalleri kurulan, uygun ortamın yaratılması beklenen bir plan değildi aslında. Turan bir gün geldi ve gidebilmemiz için her koşulun varolduğu haberini getirdi. Şimdi neredeyse 3 haftadır burdayız. Arkadaşlarımızda kalıyoruz. Kalacağımız yer belli. Evimizin bizi ağırlaması için biraz yardıma ihtiyacı var. Biz de destek oluyoruz. Taşınmamıza baya bir zamadır az var ama işler her zaman planlandığı gibi gitmeyebiliyor. Biz rahatız ve huzurluyuz. Yanımızda getirmediklerimizden dolayı hafifiz. Hayal kuruyoruz elbet, artık çok yakınız ama zamanını biz koymuyoruz. Olabileceğin en iyisini yapıyoruz onu biliyoruz; bu da bize yetiyor.
Özlüyorum tabii. En çok da çocukları. Koklamaya, oynamaya doyamadığım bebekleri.
Bir yandan da inanıyorum ki bizim bu adımımız herkese olacak bir kapı. Gezip keşfetmelerine, bizimle zaman paylaşmalarına, kim bilir belki de günün birinde buraya gelmelerine.

18 Ağustos 2017 Cuma

Yolculuğum Nereye

Dünya'da başka bir yere.

Bazı anlar vardır; karşına öyle bir kapı çıkar ki ardında ne olduğunu daha önce hiç yaşamadığın için bilemezsin. Hayal kurmak istersin ama korkarsın ya fazlası olursa, ya hayal kırıklığına uğrarsam diye; olduğun yerde çakılıp kalmak istersin. Tek bildiğin nelerden vazgeçtiğindir. Karşındaki ise ışıktır; sana kucak açan ve der ki sana "cesur ol, cesaret hep mukafatlandırılır."


İlk Emre'ye hamile kaldığımda karşılaşmıştım. Hayatım artık eskisi gibi olmayacaktı. Daha kötü olamazdı, bir yaşam kaynağım olacaktı. Orada bir bilinmezlik vardı ama içi sevgi ve mutluluk dolu. O zaman ömrün bir hayat yaşamak için çok uzun olduğuna karar verdim ve minik bir canla  2. perde başladı.




Kadın olmak, eş olmak, anne olmak, aile olmak bunlar ne demekti ya unuttum ya da hiç bilmedim. Olanı yaşamak, yaşadığımı kabul etmek ve kendi bildiğimin en iyisini yaparken kendime göre daha fazla ne öğrenebilirim onu bulmaktı ömrümdeki yeni hayatı sürdürürken ki niyetim.


Çok güzel şeyler oldu, kötü şeyler de, üzüldüm, durmadan ağladım da, kimi zaman kendimden nefret ettim kimi zaman herkesten, şüphe duydum, kendimi kaybettim, zihnimi, kalbimi, ruhumu dinleyip keşfetmek istedim. Ne oldu, ne oluyor, neredeyim hep bir kayboldum.

Şimdi bizim için yeni bir başlangıç. Hep bahsettiğim, hep aradığım, hep hayalini kurduğum bir hayat daha bu koca ömürde.

Aradığım toprak memleketimde değil ama Dünya'mda, insanım dilimden değil ama kalbimden, zihnim karmaşık ama dinginliğim içimde, hayaller gerçek ama hayalime inancım ayakta tutulan.... yol alıyoruz benim için bilinmeze doğru.

Ben an'ımdayım. Ne gelecekteyim; ne de dünümün yasını tutuyorum. Yalnızca kucak açıyorum.


Gelene uyumlanabilmek için, keyfini çıkarabilmek için dua ediyorum.

23 Haziran 2016 Perşembe

Doğal Doğurdum

 Negatif sözcüklerden uzak, olumsuz duyguların barınmadığı, korkuların yansıtılmadığı doğal doğum hikayelerine daha çok zaman ayırmalıyız; daha çok duymalıyız ki yıllardır kadınların zihnine her türlü yöntemle kazınan korkular yerine kendi bedenine, kadınlığına, bebeğine güvenen, sahip çıkan, sorgulayan ve kesfetmeye çalışan kadınlar bilgiyle korkularını kucaklasın. Geriye saf mucizeyi deneyimlemek kalsın. Doğum destekçisi olarak bütün enerjimi kadınların ve bebeklerin tercihleri doğrultusunda bütün zihnimle, bedenimle, kalbimle o an'da olmaya odaklanmak yonunde olacak. 

Onsekizonbir internet radyosunda 3 tane harika hikaye var. Bir tanesi de belki daha önce de okuduğunuz bizim hikayemiz. Bir de kulaklarınızdaki negatif tınıları değiştirin. 
İyi dinlemeler :))



http://www.onbironsekiz.com/Ogundensonra/dogal-dogurdum-156.html?r=4_hc

16 Haziran 2016 Perşembe

Bizim Doğum Hikayemiz


16 ay geçti doğum hikayem bir türlü kağıda dökülmedi ama anlatmaktan hiç bıkmayacağım, hayatımı adadığım bir gerçeğe dönüştü. Yaşadıklarım an'ıma ve geleceğime yeni bir yön, farkındalık ve bakış açısı kattı. Ekin’in doğumu aslında o kadar büyüleyici, doğal, kendimi bıraktığım, hayatımda olmadığım ve belki bir daha olamayacağım bir benlikle gerçekleşti ki, yaşadığım en büyük coşkuydu. Hatta 9 cm olduğumu öğrendiğimde hissettiklerim bebeğime kavuşmaya yaklaşmamın mutluluğuyla birlikte dalgaların hazzının bitmesinin iç burukluğuydu. Doğumumuza ne denirse densin bu bizim doğmumuzdu ve bizim için olabilecek en en en en en….

Emre'nin doğumunda yaşadığım korku kalıntılarının temizlemek ve bu kutsal kavuşmayı bütün benliğimle yaşayabilmek ve yaşatabilmek için bütün bilgilere, kitaplara, nefeslere, hareketlere, alternatif çalışmalara açık bir şekilde pratik yapmaya başlamıştım. Kendimi güvende hissettiğim ve her duygumun karşılandığı, garip gözlerle izlenmediğim, desteklendiğim ve ufkumu açan bir ekiple birlikte haftalarımı geçiriyordum. Doğum psikoloğumla ilk doğumumdan kalan korkular üzerine çalışma fırsatım oldu. Her şeyimle kendimi bıraktığım o oda aslında olacak doğumum için ekibime söylediğim ipuçlarıyla doluydu. Doğum zamanında inanılmaz bir algı açıklığına sahip oluyor insan eğer Doğumistan’a gitme fırsatı olmadıysa. Benim olmamıştı ve mutsuz olduğum her ayrıntıyı incelikleriyle hatırlıyordum. Yaşadıklarımı anlayan, kabul eden ve değiştirebileceğime inanan; bilen insanlarla birlikteydim. Bu yoğun süreç içerisinde bebeğimizle ilgili karşılaştığımız fiziksel deformasyonla ilgili yıkılmış olsam da ekip olmanın farkıyla  kabul etmeyi, yol çizmeyi, sabırlı olmayı, kucaklamayı ve şüphe duymamayı öğrendim. Karşılaştığımız bu durum hepimiz için bir ilk olmasına rağmen ifadelerin sevgi ve kabul dışında bir şey söylemediği bir ekiptik. Enerjimizde sevgi vardı. Yalnız değildim. Hamileliğimin her anında; bütün korkularımla, bütün travmalarımla destekleniyordum ve hayatımın en önemli anı için hiç bir planım yoktu. Yalnızca bebeğim nasıl gelmek istiyorsa onu o şekilde karşılamaya hazırdım. Korkmadan, endişelenmeden, sorgulamadan, kabul ederek, bilgiyle, paylaşarak, birlikteliğin verdiği güvenle artık her şeye hazırdım. 

Emre'nin doğumuyla öğrendiğim en büyük hayat dersi acının unutulduğu, unutulmayanın yaşanılan korku olduğuydu. Korktuğum acı olmazsa acının yerini ne alacaktı. Haz. Bu başarı hazzı ya da ben yaptım duygusu değildi. Benim için yaratılmış bu anı bütün varlığımla yaşadığım, orada olduğum, hissettiğim, tanıdığım, aslında hiç yabancı olmadığım bir duyguya yer açmaktı.  Aynı benim, annemin yaşadığı ve benim geçtiğim bir yoldu. Yeniden doğuş, yeni bir benin oluşumuydu bebeğimle birlikte. Ruhumun, bedenimin ve bebeğimin birlikte çalıştığı başka bir diyardı bu olduğum yer. 

Hikayemin bana yaşattıklarını anlatmak ömrümün kalan kısmındaki emelim. Belki bu cümlelerle belki bambaşka hislerle. Her seferinde daha dolu. Her seferinde daha hevesli. Her seferinde daha çok hissederek. Her seferinde bir annenin daha bunu yaşaması dileğiyle.

26 ekim 2014 sabahı 5'de uyanıp tuvalete gittiğimde istemsiz akan suyun idrar olmadığını biliyordum. Kokladım, rengine baktım ve salondaki kanepemize bir battaniye sererek uzandım. Vakit yaklaşmıştı. Suyum bölüm bölüm gelmeye devam etti. Heyecanlanacak bir şey yoktu. Bu durumu biliyordum ve bekleyebileceğim 2 günüm olduğunu da. Dinlenmem gerektiğine karar verdim. Bir süre kanepede uzandıktan sonra ( herkes dinlenmeliydi.) sessiz sedasız duşumu aldım ve bebeğimden izin istedim; 2 saat uyuyabilmek için. Uyandığımda hafif hafif dalgalar başlamıştı. Bir an telefonuma sarıldım ebemi aramak için sonra sakin olmaya ve nefes almaya karar verdim ama içim pırpırdı; yolcuyu haber vermek istiyordum. Dalga zamanlarımı evde, sakin bir kafayla geçirmeyi beklerken kendimi bütün aileyi arayıp bize kahvaltıya çağırıken buldum. Turan'a hala dokunmamıştım onu da yoğun bir gün bekliyordu. 8:30 civarlarında dayanamadım ebeme bu pazarı bizimle geçireceği haberini verdim.

Oh çoluk çocuk herkes toplandı, mesaj grubumuza haberi verdim. Rüyalarımda sakin geçen yolculuğum bir anda değişmiş herkesin sevgisinin ve heyecanının yanımda olduğu bir ana çevrilmişti. Serpil ebe 10-11 civarlarında bize geldiğinde dalgalarımdaki düzensizliğin evdeki coşkuyla ilgili olabileceğini söyledi. Çocukları anneanneyle göndererek ablam ve Turan'ın da olduğu ufak bir ekip sessiz ve huzur içinde evde takılmaya başladık. Bahçede çıplak ayak kedinin bacaklarıma sürtündüğü, desteğimi ağaçtan aldığım, bol nefesli sakin sessiz saatler geçirdik. Kimi zaman topun üstünde, kimi zaman dolanarak. Ebemin çaylarından ve dokunuşlarından sonra  son hamile fotoğrafımızı çektik. 



Saat 15:00 civarlarında hastane yollarına düştük. Arabayla yolculuğumu sessiz bir neşeyle, kıkırdamayla, bahar kokusuyla hatırlıyorum. Kaç dakika da ne kadar dalga onlar benim haberdar olduğum bilgiler değildi. Benim bilgilerim dalgalardı. Coşkun bir dalga kendini gösterdiğinde onu anlamaya çalışarak karşıladım. Bir sonraki tanıdıktı ve bir sonraki daha da alıştığımdı, sonrakiler yalnızca haberciydi takii yeni bir yoğun dalgayla karşılaşana kadar ama sonunda hepsi tanıdık oluyordu ve hepsinden tek bir mesaj geliyordu "bebeğini doğuruyorsun."  Dalgalarımı tanıyordum. Bir dili vardı. Bana anlattıklarını anlayabiliyordum. 

Hastaneye vardığımda alınamayan kanım beni biraz gerse de olmak istediğim anda olmama engel olmuyordu. Hemen arkamda bırakıp orada kalmayı başardım. Suya girmek mi?  Hayallerimde her zaman su vardır. Soğuk dereler, dalgalı kumsallar, derin mavi denizler, zifiri derinlikteki göller ama burada ancak bir havuza girebilirdim rahatlamak için. Doğurur muydum burada, bilmiyordum? Ben orada değildim, düşünmüyordum. Herkes bekliyordu. Müzik vardı; arada dans, şarkı söyleme, ufak sohbetler. Güzel bir gün. Arada bir uyku. Ben tembel tenekeyimdir; suyun gücüyle tüy gibi her pozisyona girebilirdim. Daha ne isterim. 

Bir kaç anım var, zihnimin dünyaya döndüğü. Döndüğüm de kiminle mi karşılaştım, bizim doğum dünyamızdan habercilerle. Gerçeklikte her şeyin yolunda olduğunu o an’la ilgilenmemi söyleyen ekibimle. Ben de sözlerini dinledim. Uyanışımı kendime döndürdüm ve devam ettim. Her olasılığa sahiptim. Doğumumu aynayla seyretmek o anda konsantre olabileceğim değildi ama avcumu vajinama koyup da bebeğimin o yumuşak başının avcuma dolmasını hissetmek inanılmazdı. Bebeklerin derisi bizimkinden 400 kat daha hassasmış. Ben o yumuşaklığın, ben o mucizenin ilk dokunanıydım." Ben burdayım bebeğim. Harika gidiyoruz."  Bebeğime ilk dokunan, onu ilk karşılayan bendim. Konsantre oldum göğüsüme başını koyacağı kavuşma anı için. 


Kolyeli geldi bizim bebeğimiz. Suyun içinde çıktı ailesinin arasına geldi. Bizi güvenli kollarıyla saran doktorumuz; şefkat, neşe, mutluluk ve aşkla bakan bir aile. Biz o anda hepimiz doğduk. Birbirimizle doğduk. Bu öyle bir bağ ki bu an için tekrar ne yapabilirim bilmiyorum ve hayatımı hayatta bu kadar saf hale nasıl gelirim onu arayarak geçirmek istiyorum. 




10 Şubat 2016 Çarşamba

KARAVAN HİKAYESİNE BİR SON


Kampingde geçirilen 2 güzel tam gün sonrasında hayatın basitliği ve sadeliği insana verimli zaman geçirmesini sağladığını fark ettim. Günlük karavan toparlamalarının yanında, yemek de yaptım, bol bol çocuklarla oyun oynama fırsatı da buldum, yüzdüm de ve hatta kitap bile okudum. Zamanın farklı işlediği bir tatildi. Küçüklük; günlük alışverişe, basit yemekler yapmaya, her şeye kolay ulaşabilmeye, pratik davranmaya yani günlük rutinleri dertli saatler olarak değil çabucak, keyifle bitecek etkinliklere dönüştürdü.  Bu tatilden umduklarımı, beklediklerimi yaşadım. Yine bir çok lüksden vazgeçebileceğimi gördüm. Ruhumun nasıl da arındığını, sakinleştiğini ve yerine yeni bir coşkuyla dolduğunu hissettim. Çocuklarımın özgüvenindeki gelişmeye şahit oldum. Sevginin, iletişimin, dostluğun sınır tanımadığını yine gördüm. Yaşamlarımızın nasıl bir zincirden halka olduğunu başlayan ilk halkanın bütünlüğü nasıl etkilediğini hatırladım. Pozitif olmak dediğimizin bir gülümsemeyle başlayacak kadar basit olduğunu fark ettim. Doğa'nın güzelliği karşısında nasıl büyülendiğimi, hayran kaldığımı ve tapınmayı hak edecek kadar etkileyici bulduğumu yine yine yine hissettim. Teknolojiden uzak olmak iyi olsa da bebek telsizi unutulmaması gerekenlerin ilk sırasında olduğunu öğrendim. Yıllar sonra Dolunay'da yüzme şansını da bu yazlık kaçırdım. Kuma saplanmanın bir aile geleneği olduğuna kanaat getirerek her zaman bizi kurtaran birileri olduğu için müteşekkir bir şekilde ayrıldım Yunanistan'dan.



Bütün direnişlerime rağmen geri döndük. İstanbul'un içler acısı asfaltlarında uyuyarak yol almaya çalışırken yol bozukluğundan sallanan  dolapların tepemize ineceğini sandım.  Karavanımızdan zar zor çıkarak eve girdim. Bizim karavan yolculuklarımızın bir geleneği daha var artık. Eve geliyoruz ve olan oluyor. Su pompamız bozulmadı ama bizim için daha beteri oldu. İstanbul'daki kara bulutlar karavanımızın içine yağmur olarak yağdı. Delikler büyüdü; içeriyi su götürdü. Yeniden, tamir bekleyen bir karavan daha ve tembel bir koca. Bir dahaki yolculuğa çok var demek bu da.



27 Eylül 2015 Pazar

Devam Devam Devam...

    Karavanda yapmayı en sevdiğim şey ne? Akşam olup da herkes yattımı arka koltukda oturup bir şeyler yazmak, dalga seslerinin arasından çıkıp gelen müziği dinlerken çayımı yudumlamak. Bütün günün yorgunluğundan sonra o sessizliği tatmak. Çünkü sabah olduğunda maraton tekrar başlayacak.


Bu sabah hava güzel hemen kahvaltımızı dışarıya hazırlıyoruz. Bulut yok ama rüzgarlı. Kahvaltı sonrası Ekin'e yemek yapmam lazım. Zevki erteleyenlerdenim. Denize girmeyi her şey bittikten sonra yapacağım. Çocuklar Turanla bisiklete binmeye gitti. Şimdi yalnızım, acele edecek bir şey yok. Açtım müziğimi bir bulgur pilavı yaptım ama içinde yok yok. Görüntüsü bulamaca benzese de fayda ve lezzet anlamında güzel olduğuna inanıyorum. Yemek pişerken bulaşıkları yıkıyorum . Döndüğümde bisiklet turundan dönmüşler. Ekin'in uykusu gelmiş ama denize girmeden olmaaaz. Deniz çok yakın. Bembeyaz  kumlar. Dalgalar köpük köpük. Emre'yle koşarak atıyoruz kendimizi dalgalara. Turan klasik. Suya girmez. Ne oynamak ne oynamak. Çocuklarla en zevklisi daha çok çocuk olma şansını yakalamak. Ardından kumdan kale ve hendek ve tabii ki havuz. Yapacak çok şey var. Daha doğrusu yapmak istediğimiz hatta benim yapmak istediğim. Artık gitme vakti, yeni denizler keşfetmeye.


Dün gece köşeme geçtim ve adanın hangi denizlerine gidelim bir göz attım. Görülecek plajları ve kalacağımız kampingi buldum.

Dün bulamadığımız Paradise Beach'e gittik. Şezlong, şemsiye; tesis olan yerleri sevmiyoruz. Kalmadan devam ettik. Aklımda 2 güzel deniz var. Biri kalp şeklinde olan ve 2 taraftan da denize girebileceğin bir yer, diğeri de doğal havuz. Aliki yine şezlong havasında. Dipdibe istif edilmiş. Çok insan yok ama yine de hevesimiz kaçtı. Bizde Giola'ya gidelim dedik. Emre denize girmek istiyor. Arada bir koyda durduk hem yemek yer hem de deniz faslı yaparız diye. Bu sefer Turanla girecekler ama dalgalar kendini aşmış. Hızlıca girmekten vazgeçiyorlar. Biz de bulamacı yoğurtla iyice mama haline getirip yiyoruz. "Aklıma halamların köpeği Topak'ın "yemeği" geliyor." Yeni bir deniz için yol zamanı. Giola sapağını kaçırdık. Geri dönüp, uzun ve meşakkatli bir toprak yola giriyoruz. Karşıdan araç gelince haydiiii bir boşluk bul, oraya geç, herkese yol ver. Aşağıya indiğimizde ufak bir koyla karşılaşıyoruz. Kumsalın hafifçe üstünde bir karavan büfe, bir kaç ahşap  sandalye ve masa. Turan bir bira kapıyor. Deniz dalgalı. Ama aradığımız doğal havuz burda değil 2 km daha gitmemiz gerek ama karavan çıkmıyor. Emre yürüyelim diye tutturuyor ama git-gel 4 km, almayalım. Orda kaldık. Denizin içi kaya. Kıyıda dalgalarla oynayıp, taş topladık. Oturmaya hevesliyim aslında ama akşamüstü oldu. Kampingimizi bulalım. Potos'a geliyoruz ve biraz gittik mi Pefkali kamping. Resepsiyondaki adam matrak. Her yeri gezdiriyor. Ektiği fesleğenleri, naneleri kopartıp koklatıyor. Ben ve Ekin'de yiyoruz. Adam şaşırıyor. Deniz kıyısında harika bir yer buluyoruz.


Burda kesin 2 gece kalacağız. Biraz daha keyif yapalım. Kendimizi kumsala atıyoruz. Deniz dalgalı. Girmeye üşeniyoruz. Turan bisikletleri indiriyor. Bu akşam mangal zamanı. Merkeze ana yoldan gidiyoruz. Emre aramızda, ben öndeyim. Benim için stresli yanımızdan vızır vızır arabalar geçiyor. Emre rahat ve sonunda başarıyoruz. Kasap bulup alışverişimizi yapıp bu sefer iç kısımdan dönüyoruz. Yemek hazırlıkları, her şey harika, tam hayal ettiğim gibi.

25 Eylül 2015 Cuma

2. Gün

Sabah 07:00'da Ekin Hanımla uyandık. Geri kalan uykuda, akşam ki misafir de. Klasik bir biberon ardından oturak faslı yaptık. Sabaha karşı yağmur çiseledi ama dün akşamki gibi gök yarılmadı. Durgunluğu fırsat bilip, hava biraz ısınıca Ekin'i giydim sırtıma kumsalda ufak bir gezinti yaptık. Oh be ne güzel. Dünkü tantanadan ayağımı Yunanistan topraklarına basmamışım daha. 


Çocuklar acıktı; kahvaltı hazırlamak gerek de nereye. Bir cesaret dışarıda mı yapsak dedik ama iyi ki vazgeçmişiz. Uff ne yagmur, ne yağmur. Kamping de göletler oluşmaya başladı. Sanki hiç durmayacak. Tabii öyle olmadı. Durur durmaz çıktık karavandan.  Kumun başladığı yerdeki yağmur göletini görünce Emrettin, bana şöyle bir bakış attı. "Hadi" dedim. "Oynamaya." Ne coşmak ne coşmak. 


Eee, Ekin eksik kaldı. Onu da giydim sırtıma; aldım fotoğraf makinesini. Bir baktım Emre su birikintisinde yüzüyor. "Bari denize de gir" dedim. Hayır demeden kılık kıyafet attı kendini dalgalara. Deniz daha sıcak. Ardından da kumsalda bir duş. Oldu da bitti. Haydi gitme vakti. Daha malzeme alacağız. Hazır yağmur yok. Rüzgar biraz kurutur umuduyla heyecanlıyız; yastıkları da kurutmak istiyoruz. Suya odaklanmış vaziyetteyiz. Pompayı düşünmez olduk. Zorlamayalım idare eder laflarındayız. Gelecekteki yağmurlardan korkarcasına yola koyulduk. Oleeeyyy güneş açtı. Acaba yatak da kurur mu?
Bu sahil yolu Kavala'ya gider diye başladık gitmeye ama gitmiyormuş. Ören yerinde takıldık.


 

Hadi bari tamir yapalım. Olduğunu umduğumuz tamirleri Turan tamamladı. Direkt Thassos'a gitmeye karar verdik. Yollar bomboş hemen şoför değişimi veee ben de kullanabiliyorum. Ama çok uykum var. Tam zamanın da 2. değişimi yaptık. Yine sağnak yağmur ve ardından güneş.  Kavala'ya 26 km.kala Thassos'a feribot bulduk. Hava sıcak. Nerdeyse terliyorum diye söyleneceğim ama yooo bu sefer değil. Feribot türk dolu. Etrafla bayramlaşıyoruz ama henüz biz bayramlaşmadık. Açız ve benim inanılmaz uykum var. Henüz yolda uyuma şerefine nail olamadım. Kafam gidip geliyor ama Ekin kucakta. Turan beni dürtüyor. 

Paradise beach kamping'i ararken Golden Beach kamping'de buluyoruz kendimizi. Zaten öyle bir kamping de yokmuş. Bomboş, istediğimiz yere parkedebiliriz yeter ki sığalım. Karavanı yerleştirdikten sonra hemen yatakları çıkarıyoruz. Fena ıslaklar. Rüzgar var. Artık bugün kuruduğu kadar deyip bisikletlere atlayıp güzel bir bayram yemeği yemeye karar veriyoruz. Oh miss gibi. Etraf bomboş, yemekler güzel, manzara güzel ama hayıııırrr sivri sinek saldırısı... Kacıııınn.... İyi bayramlar